Ana içeriğe atla

Arabuluculuk son tutanağı aslının Mahkemeye ibrazı hk

İSTİNAF BAŞVURUSUNUN KABULÜ

ÖZET: Somut olayda; İlk derece mahkemesi kararında, arabuluculuk tutanağının aslını sunması hususunda davacıya verilen bir haftalık süre içinde tutanak aslının sunulmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verildiği anlaşılmakta ise de; esasen arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın dava dilekçesine eklendiği, davanın UYAP üzerinden açıldığı, arabuluculuk faaliyetine ilişkin belgelere ve son tutanağa, herkese açık ve ulaşılabilir hale getirilen UYAP sistemi üzerinden erişebilmenin mümkün bulunduğu dikkate alındığında, yargılamaya devam olunarak taraf delilleri toplanıp davanın esasının incelenmesi gerekirken, son tutanak aslının sunulmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddi isabetli görülmemiştir. HMK.’nun 353/1-a maddesinde, Bölge Adliye Mahkemesinin önüne gelen uyuşmazlığa ilişkin ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyayı kararı veren mahkemeye göndermesine dair duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği haller kapsamında ve yukarıda açıklanan hususta ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmiştir.
(7035 S. K. m. 3) (7036 S. K. m. 3) (6100 S. K. m. 353)

Yerel mahkemece verilen karar sonrasında istinaf başvurusu üzerine dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda:

Dava:

Davacı vekili dilekçesinde özetle; müvekkili davacının Haziran 2010 tarihinden iş sözleşmesinin haksız feshedildiği 26/01/2018 tarihine kadar davalı site yönetimine bağlı olarak sitede hizmetli olarak çalıştığını, site yönetimi değiştikten sonra yeni yönetim müvekkilini çağırarak biriken tüm işçilik alacaklarından feragat ederek yeni bir işçilik sözleşmesi imzalatmak istediklerini, müvekkilinin geçmişe dönük tazminat ve işçilik alacaklarından feragat etmeden sözleşmeyi imzalayabileceğini belirttiğini, ancak yönetim bunu kabul etmeyince işten çıkarıldığını müvekkilinin de aynı gün noterden ihtar çekerek haksız olarak işten çıkarıldığını ve tüm işçilik alacaklarının kendisine ödenmesini talep ettiğini, düzenli bir işe ihtiyacı varken işten çıkmayı hiç düşünmediğini ancak hukuki bir gerekçe olmadan kötü niyet ile işten çıkarıldığını iddia ederek kıdem tazminatı, İhbar Tazminatı ve kötü niyet tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Cevap:

Davalı vekili dilekçesinde özetle; davacının davalıya ait işyerinde 07/08/2010 tarihinde çalışmaya başladığını ancak davacının iş sözleşmesinin sonlandırılması ile ilgili olarak ileri sürdüğü hususlar yasal dayanaktan yoksun somut bir delile dayanmayan tamamen soyut iddialardan ibaret olduğunu mesnetsiz ve haksız çıkar sağlamaya yönelik gerçek dışı iddialar olduğunu, davalının feshin son çare olması prensibine sadık kalarak 31/01/2018 tarihinde iyi niyeti ile davacı işçiye işe davet ihtarnamesi gönderdiğini davacının bu çağrıya rağmen başvuruda bulunmadığı gibi başka bir işyerinde çalışmaya başladığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:

İlk Derece Mahkemesi; somut olay değerlendirildiğinde 7035 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 3. maddesi arabuluculuğu dava şartı olarak kabul etmiştir.

  • Davacının Mahkemede dava açmadan önce arabulucuya başvurmasının zorunlu olduğu,
  • Davacı arabulucuya başvurduğunu,
  • Dosya içerisine de arabuluculuk tutanağının fotokopisinin eklendiği
  • Ancak; 23/10/2018 tarihli duruşma zabtında davacıya arabuluculuk tutanağının aslının bir haftalık kesin sürede ibraz edilmesine dair süre verildiği ve
  • Bu sürede sunulmadığı anlaşıldığından davacı tarafından açılan davanın arabuluculuk dava şartı yokluğundan reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
    İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davacı vekilinin istinaf sebepleri;

Yerel Mahkeme davayı usulden reddetme sebebini arabuluculuk sonuç tutanağının dosyaya sunulmaması olarak gerekçelendirmiştir. Dava açılmadan önce dava şartı gereği zorunlu arabuluculuğa başvurulmuş; arabuluculuk sonucunun anlaşamamayla sonuçlanmasıyla dava açılmıştır. Dava Uyap üzerinden açılmış; tarafların ve arabulucunun imzaladığı anlaşamama sonuç tutanağının da sistemden dava dilekçesi eki yapılmıştır.

Yine Uyap sisteminden dava açarken sistem zorunlu arabuluculuk dosya numaralarını istemiş; bu kısımlara arabuluculuk dosya numaraları girilmeden dava açma safahatında ilerleme sağlanamamış yani dava açılamamıştır.

Bu kısımlara arabuluculuk dosya numaraları girildiğinde Uyap sistemine arabuluculuk son tutanağı eklenmemiş olsa dahi arabulucunun Arabulucu Portal’a e-imza ile eklediği sonuç tutanağı görülmektedir.

Kaldı ki Uyap’tan dava açarken arabuluculuk dosya numarası girildiği gibi son tutanağın da taranarak dilekçe eki olarak eklendiği ve gerek uyap sisteminde gerek dosyada uyap çıktısı bulunmaktadır. Bütün bunlara rağmen karşı tarafın arabuluculuğa başvurulmadan dava açıldığına dair ya da tutanağa, yada tutanaktaki imzalara itiraz etme durumu da olmadığı halde arabuluculuk son tutanağı dosyada olmadığı gerekçesi ile davanın usulden reddedilmesinin kabul edilemez ve de anlaşılamaz bir karardır. Yerel Mahkeme keyfi bir karar vererek davacının da davalının da tanıklarının hazır olduğu bir duruşmada tanık dinlemekten kaçınması ve anlamsız bir şekilde davayı usulden reddederek hakkın sürüncemede kalmasına ve yargının yükünün artmasına sebep olduğu görülmektedir.

Yerel mahkeme davayı usulden reddederken kısa kararda karşı tarafa 2725 TL vekalet ücretine hükmetmiştir. Gerekçeli kararında ise bu rakamı 300,00 TL ye indirmiştir. Gerek kısa karar ve gerekçeli karar uyumsuzluğu gerek dosyada ve uyap sisteminde olan evrakı yok sayarak davanın usulsüz açıldığı gerekçesinin anlaşılamaz bir hukuksuz uygulama örneği olduğu, şeklindedir.

DELİLLER:

SGK kayıtları, işyeri kayıtları ile tüm dosya kapsamıdır.

GEREKÇE:

Dava; iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiği iddiasına dayalı kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile kötü niyet tazminatının tahsili talebine ilişkindir.

Davacı vekilinin istinaf sebepleri açısından istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile bağlı ve sınırlı olarak dosya üzerinde yapılan incelemede;

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun “Dava şartı olarak arabuluculuk” hükümlerini düzenleyen 3.maddesinin ikinci fıkrasının

“Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir.” şeklindeki düzenlemesine göre,

Dava açılmadan önce arabulucuya hiç başvurulmamış olması dava şartı yokluğu sebebiyle davanın reddini gerektiren bir husus olup, arabulucuya başvurulmuş olmakla birlikte anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin mahkemece verilen kesin süre içinde sunulmamış olması ise davanın usulden reddi yaptırımına bağlanmıştır.

Somut olayda; İlk derece mahkemesi kararında, arabuluculuk tutanağının aslını sunması hususunda davacıya verilen bir haftalık süre içinde tutanak aslının sunulmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verildiği anlaşılmakta ise de;

Esasen arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın dava dilekçesine eklendiği, davanın UYAP üzerinden açıldığı, arabuluculuk faaliyetine ilişkin belgelere ve son tutanağa, herkese açık ve ulaşılabilir hale getirilen UYAP sistemi üzerinden erişebilmenin mümkün bulunduğu dikkate alındığında, yargılamaya devam olunarak taraf delilleri toplanıp davanın esasının incelenmesi gerekirken, son tutanak aslının sunulmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddi isabetli görülmemiştir.

HMK.’nun 353/1-a maddesinde, Bölge Adliye Mahkemesinin önüne gelen uyuşmazlığa ilişkin ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyayı kararı veren mahkemeye göndermesine dair duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği haller kapsamında ve yukarıda açıklanan hususta ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, dosyanın mahkemesine iadesine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM:

1- Davacı tarafın istinaf başvurusunun KABULÜ İLE;

Yukarıda açıklanan gerekçe ile HMK’nın 353/1-a maddesi gereğince, İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ KALDIRILMASINA,

2- Dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,

3- Davacı tarafından alınan istinaf karar harcının istek halinde yatırana iadesine,

4- Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi tarafından kurulacak esasa ilişkin hükümde gözetilmesine,

5- Kararın tebliğ işleminin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-a maddesi uyarınca 31/05/2019 tarihinde oybirliği ile KESİN olarak karar verildi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bakiye borç muhtırasına itiraz - İİK md 33/2 uyarınca süresiz şikayete tabi olduğu

YARGITAY 8. HD. 10.01.2018 T. E: 2015/15797, K: 177 Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. Borçlu vekili, Tekirdağ 1. İcra Dairesi’nin 2009/5875 Esas sayılı dosyasında 17/06/2014 tarihinde tarafına gönderilen muhtıranın adreste bulunamama nedeniyle tarafına ulaşmadığını, ödeme emrinde 142.420.59 TL ödenmeyen nafakanın bulunduğunun bildirildiğini, ancak kendisinin böyle bir borcu bulunmadığını belirterek takibin durdurularak borcun yeniden hesaplanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, davalı tarafın yapılan ödemelerin nafaka amaçlı olmadığını iddia ve ispat etmediği gerekçesi ile borçlunun takipten sonra yapmış olduğu ödemeler de hesaba katılmış, takibe dayanak ilamın gerekçe kısmında her üç nafaka alacaklısı için eşit nafaka taktir edildiği, daha doğrusu bu yöndeki protokolün tasdik ...

Eğer geriye avans kalmamışsa ya da geri kalan avans satış giderlerini karşılamayacak tutarda ise İcra müdürünün bu eksikliği her zaman tamamlatması mümkündür. Haciz düşmeyecektir.

T.C. YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ E. 2008/4598 K. 2008/5941 T. 29.5.2008 KARAR : Davacı vekili, dava dışı borçluya ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde müvekkiline pay ayrılmadığını, oysa yasal süre içinde usulüne uygun biçimde satış istemeleri nedeniyle hacizlerinin düşmediğini ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İcra mahkemesince yapılan yargılamaya ve toplanan delillere göre davacı dosyasından bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerine 26.08.2004 günü haciz konulduğu, iki yıllık satış isteme süresinin 26.08.2006 tarihinde dolduğu, bu tarihe kadar taşınmazın kıymet takdiri yaptırıldıktan sonra eksik avansın alacaklı yan tarafından yatırılması ve yeniden açıkça satış talebinde bulunulması gerekirken, bu gereklerin yerine getirilmediği, haczin düşmesinden sonra eksik avansın tamamlanması talebinin yasaya uygun bulunmadığı ve sıra cetveline itiraz davasından sonra yapılan şikayetin sonucu değiştirm...

Tahsil Harcına İlişkin Şikayetin kamu düzenine ilişkin olduğu (İİK Md. 16/1 uyarınca 7 günlük hak düşürücü süreye tabi olmayacağı) - Tahsil harcının bankaya ödenecek tutar içinden alınamayacağı

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU 26.12.2012 T. 2012/12-558 ESAS, 1359 KARAR Şikayet kanun yoluna başvuru nedeniyle yapılan yargılama sonunda; İstanbul 5.İcra Hukuk Mahkemesince şikayetin reddine dair verilen 18.12.2009 gün ve 2009/4181 E., 2009/3265 K. sayılı kararın incelenmesi şikayetçi vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 10.06.2010 gün ve 2010/7037 E., 2010/14548 K. sayılı ilamı ile; (...Alacaklı vekilinin tahsil harcına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde: 06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 04.06.2008 tarih ve 5766 sayılı Kanunun 11/ç maddesiyle, 492 sayılı Harçlar Kanununun 123/son maddesi yeniden düzenlenmiş ve son fıkrada yer alan "harca tabi tutulmaz" ibaresi, "bu Kanun'da yazılı harçlardan müstesnadır" şeklinde değiştirilmiştir. İstisna ve muafiyet kavramları vergi hukukunda ayrı ayrı düzenlenmiş olup; istisna bir işleme, muafiyet ise şahsa ilişkindir. Maddede açıkça müstesna ifadesi kullanılmış olması karşısında,...