Ana içeriğe atla

Sıra cetveline itiraz - Emlak vergisinin haricen tamamlatılmasının mümkün olduğu - Taşınmaz aynından kaynaklanan vergi borçlarının sıra cetvelinde öncelikli olduğu

YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ 27.06.2016 T. 2015/4339 ESAS 3948 KARAR Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayetçi vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. Şikayetçi vekili, borçlu A... Giyim San. ve Dış Tic. A.Ş.'nin müvekkili belediyenin vergi mükellefi olduğunu, üzerine kayıtlı 2266 ve 2267 parsel sayılı taşınmazların aynından kaynaklanan vergi borcu bulunduğunu, anılan taşınmazların ipotek alacağına mahsuben 26.04.2012 tarihinde şikayet olunana ihale edildiğinin haricen öğrenildiğini, ilgili dosyadan satış öncesi müvekkiline gönderilen 28.02.2012 tarihli yazıyla taşınmazın aynından doğan vergi borcunun sorulmuş olduğunu ancak, yazının müvekkiline ulaşmaması nedeniyle bilgi verilemediğini, icra müdürlüğünce de yazı akıbeti araştırılmadan satış işlemlerine devam edildiğini, müvekkili tarafından 27.09.2010 tarihli yazı ile taşınmazın aynından kaynaklanan vergi borcunun icra müdürlüğüne bildirildiğini, icra müdürlüğünce taşınmazın aynından doğan vergi borcu olmasına karşın bu hususlar dikkate alınmayarak satış ve tescil işlemlerinin gerçekleştirildiğini, oysa yasa gereği tescilden önce taşınmazın aynından doğan tüm borçların öncelikli olarak ödenmesi gerektiğini, icra müdürlüğünün bu işlemi sonucunda alacağın tahsili imkânının kalmadığını, tescil işleminin usulsüz olup iptali gerektiğini, tescil işleminin sürenin geçmesi nedeniyle de usulsüz olduğunu, ihalenin 26.04.2012 tarihinde yapılmış olmasına rağmen, geçen süre zarfında davalı alacaklının KDV, damga vergisi ve tahsil harçlarını yatırmamasına rağmen, ihalenin iptal edilmediğini, 6183 sayılı Kanun'un 21/2. maddesince taşınmazın aynından doğan amme alacağının rehinli alacaklardan önce geldiğini, müvekkilinin 307.040,48 TL vergi alacağı bulunduğunu ileri sürerek, müvekkilinin alacağının öncelikli alacak olarak kabulü ile sıra cetvelinin düzeltilmesini, taşınmazın aynından doğan vergi borçları ödettirilmeden yapılan tescil işleminin iptalini talep ve şikayet etmiştir. Şikayet olunan vekili, verginin mükellefinin taşınmazın eski maliki olduğunu, vergiyi kusuru nedeniyle tahsil edemeyen şikayetçinin, müvekkilinden tahsil etme çabasında bulunduğunu, talebin ne olduğunun anlaşılamadığını, sıra cetveline itiraz edildiği gibi, tescil işleminin de iptalinin istendiğini, talebin tescile ilişkin memur işleminin iptaline yönelik olması durumunda, 7 günlük yasal sürenin geçtiğini, ihalenin kesinleştiğini, icra müdürlüğü tarafından taşınmazların emlak vergisi borcunun belediyeden sorulduğunu ancak, bu yazıya cevap verilmediğini, şikayetçinin kendisinin kusurlu olduğunu, icra müdürlüğü tarafından yapılan tüm işlemlerin yasaya uygun bulunduğunu savunarak, şikayetin reddini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile 07.02.2013 tarihli sıra cetveli kararının iptaline dair verilen karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine, Dairemizin 22.09.2014 tarih ve 7983 E., 5846 K. sayılı ilamıyla, sıra cetvelinin iptali istemine yönelik; şikayet olunan vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddiyle, bedeli paylaşıma konu taşınmazlar üzerinde şikayetçi Odunpazarı Belediye Başkanlığı'nın haczinin bulunmadığı, şikayetçi Belediye Başkanlığı'nın çevre ve temizlik vergisi alacağıyla ilgili kısım yönünden, 6183 sayılı Yasa'nın 21/1 ve 2. maddesi koşullarının bulunmadığı gözden kaçırılarak, bu tutarın şikayet olunanın ipotekli alacağıyla garame yapılması sonucunu doğuracak şekilde, şikayetin kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı, tescil işleminin iptali istemine yönelik; taraf vekillerinin temyiz itirazları şimdilik incelenmeksizin, hem tescilin iptali talebinin haklı olmadığı gerekçesine dayanılmasının, hem de bu istemin genel mahkemede ayrı bir dava konusu edilebileceği gerekçesine dayanılmasının gerekçede çelişki oluşturduğu, bu istemle ilgili hüküm fıkrasında olumlu ya da olumsuz hüküm kurulmamasının HMK'nın 297/2. maddesi hükmüne aykırı olduğu belirtilerek bozulmuş, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, satışa konu taşınmazlara ilişkin olarak şikayetçi idarenin taşınmazların aynından kaynaklanan emlak vergisi alacağı ile taşınmazların aynından kaynaklanmayan çevre ve temizlik vergisi alacağının bulunduğu, taşınmazın aynından doğan amme alacaklarının rehinli alacaklardan önce geldiği, taşınmazın aynından kaynaklanan amme alacağının sıra cetveli yapılmadan önce satış bedelinden ödenmesi ve daha sonra sıra cetveli yapılması gerektiği, ancak sıra cetvelini yapan icra dairesince bu hususun yerine getirilmediği, şikayetçi idarenin, çevre ve temizlik vergisi alacağına ilişkin olarak ise, satış bedeli paylaşıma konu taşınmazlar üzerinde bu alacağından dolayı bir haczin bulunmadığı, bu nedenle 6183 sayılı Yasanın 21/1 ve 2. maddesinin koşullarının gerçekleşmemesi nedeniyle şikayete konu sıra cetvelinde şikayetçi yönünden bir hak kaybını oluşturmadığı, şikayetçi idarenin taşınmazların aynından kaynaklanan emlak vergisi alacağının sıra cetveli düzenlenmeden önce ödenebilmesi için ise ortada taşınmazların satışından elde edilen bir paranın bulunması gerektiği, oysa ki olayda davalı şirketin satışa konu taşınmazları alacağına mahsuben satın aldığı için ortada mevcut bir para bulunmadığı, tüm bunların yanında taşınmazların aynından kaynaklanan emlak vergisi borcunun taşınmaz malikine ait olacağı hususunun sabit olduğu, şikayet olunan şirketin emlak borcundan sorumluluğunun ise taşınmazların kendi adına tescilinden sonraki döneme ilişkin olabileceği, şikayetçi idarenin şikayete konu yapılan emlak vergisi alacağının sorumlusunun ise takip borçlusunun olduğu, taşınmazların şikayet olunan şirket adına yapılan tescillerinden sonra taşınmaz kayıtlarına çok yüksek tutarlı ipotek kayıtlarının da oluşturulduğu, şikayetçi idarenin emlak vergisi alacağına ilişkin verginin sorumlusu olan takip borçlusuna karşı uzun süre (2007 'den beri) hareketsiz kaldığı, taşınmazların alacağa mahsuben satın alınması nedeniyle şikayetçi idarenin emlak vergisi alacağının takip dosyasından ödenmesi imkânının da bulunmadığı, satışı yapılan taşınmazların tescil işlemlerinin iptaline yönelik talebin genel mahkemelerden istenmesi gerektiği gerekçesiyle, sıra cetveline yönelik şikayetinin reddi ile satışı yapılan taşınmazların tescil işlemlerinin iptaline yönelik talebini genel mahkemelerden istemesi gerektiğinden reddine karar verilmiştir. Kararı, şikayetçi vekili temyiz etmiştir. 1- Şikayetçi vekilinin sıra cetveline şikayetine ilişkin hükme yönelik temyiz itirazları yönünden; a)Dosyadaki yazılara, İcra Mahkemesince uyulan bozma kararı gereğince karar verilmiş olmasına ve bozmanın kapsamı dışında kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenemeyeceğine göre, şikayetçi vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. b) Şikayet, sıra cetvelinde sıraya ilişkindir. Mahkemece, 21.11.2013 tarihli kararla şikayetçi Odunpazarı Belediye Başkanlığı'nın her iki taşınmazın aynından kaynaklanan vergi borçlarının öncelikle İcra Müdürlüğünce ödettirilmesi gerektiği, çevre ve temizlik vergisi yönünden alacağın ise, şikayetçi ile şikayet olunan arasında garameten sıra cetveli yapılması gerektiği belirtilerek, şikayetin kabulü ile sıra cetvelinin iptaline karar verildiği, Dairemizce şikayet olunan vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddiyle sadece çevre ve temizlik vergisi yönünden hükmün bozulduğu anlaşılmıştır. Bu durumda mahkemece, emlak vergisi alacağının 6183 sayılı Yasa'nın 21/2. maddesi uyarınca öncelikle ödettirilmesi gerektiğine ilişkin mahkemenin ilk kararının, şikayet olunanın temyiz isteminin sair ret kapsamında reddi üzerine şikayetçi lehine usuli kazanılmış hak oluşturduğu gözetilerek, şikayetin kabulü ile emlak vergisi alacağının öncelikle ödettirilmesini sağlamak üzere sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi gerekirken, İcra Müdürlüğünce İİK'nın 134/5. maddesi uyarınca emlak vergisinin şikayet olunan tarafından dosyaya yatırılmasının mümkün bulunduğu gözden kaçırılarak, usuli kazanılmış haklar dikkate alınmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. 2- Şikayetçi vekilinin tapu iptali ve tescili hükmüne yönelik temyiz itirazları yönünden; Şikayetçi vekilince, İcra Müdürlüğünce taşınmazın aynından kaynaklanan vergi borcunun ödettirilmeden tescile karar verilmesinin doğru olmadığı belirtilerek icra memur muamelesi şikayet edilmiştir. Şikayetçi vekilinin, taşınmazın şikayet olunan adına tapuda tescilinin iptaline yönelik herhangi bir talebi olmayıp, taşınmazın aynından kaynaklanan vergi borcunun ödettirilmesi amaçlanmaktadır. Mahkemece bu istem, tapu iptali ve tescil istemi olarak vasıflandırılmış olup, bu vasıflandırmaya göre isteme yönelik davanın tefriki ile ayrı bir esasa kaydedilmesi ve mahkemenin görevine ilişkin dava şartı noksanlığı sebebiyle HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca bu istem yönünden şikayetin usulden reddine karar verilmesi gerekirdi. Hukuki yarar dava koşulu mahkemece re'sen gözönünde tutulur. Hukuki yararın sadece dava tarihi itibariyle değil, dava devam ettiği sürece ve hükmün kesinleşmesine kadar devamı gereklidir. Ne var ki somut olayda, yukarıda açıklandığı üzere şikayetçi tarafça öncelikle emlak vergisinin ödenmesi gerektiği hususunun, şikayetçi lehine usuli kazanılmış hak oluşturduğu ve mahkemece bu yönden şikayetin kabulü gerektiği hususu hükmün gerekçesinde açıklandığına göre, şikayetçinin, öncelikle emlak vergisi ödenmeden taşınmazın tescil işleminin usulsüz olduğuna yönelik icra memur işlemi şikayetinde artık hukuki yararının kalmadığı gerekçesiyle, HMK'nın 114/1-h ve 115/2. maddeleri uyarınca hukuki yarar yokluğu sebebiyle şikayetin usulden reddine karar verilmesi gerekirken, genel mahkemenin görevli olduğu gerekçesiyle hüküm kurulması doğru olmamış ise de, hüküm sonucu itibariyle doğru olduğundan, HUMK'nın 438/son maddesi uyarınca gerekçesi değiştirilerek ve hüküm fıkrasında yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün HUMK'nın 438/7. maddesi uyarınca aşağıda yazılı olduğu şekilde düzeltilmesi suretiyle onanması gerekmiştir. GD: Yukarıda (1-a ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, şikayetçi vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (1-b) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, şikayetçi yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, kararın, gerekçesi değiştirilerek ve ''HÜKÜM'' bölümünün 2. bendi çıkarılarak yerine " İcra memur muamelesine şikayetin HMK'nın 114/1-h ve 115/2. maddeleri uyarınca usulden reddine " ibarelerinin yazılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bakiye borç muhtırasına itiraz - İİK md 33/2 uyarınca süresiz şikayete tabi olduğu

YARGITAY 8. HD. 10.01.2018 T. E: 2015/15797, K: 177 Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. Borçlu vekili, Tekirdağ 1. İcra Dairesi’nin 2009/5875 Esas sayılı dosyasında 17/06/2014 tarihinde tarafına gönderilen muhtıranın adreste bulunamama nedeniyle tarafına ulaşmadığını, ödeme emrinde 142.420.59 TL ödenmeyen nafakanın bulunduğunun bildirildiğini, ancak kendisinin böyle bir borcu bulunmadığını belirterek takibin durdurularak borcun yeniden hesaplanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, davalı tarafın yapılan ödemelerin nafaka amaçlı olmadığını iddia ve ispat etmediği gerekçesi ile borçlunun takipten sonra yapmış olduğu ödemeler de hesaba katılmış, takibe dayanak ilamın gerekçe kısmında her üç nafaka alacaklısı için eşit nafaka taktir edildiği, daha doğrusu bu yöndeki protokolün tasdik ...

Eğer geriye avans kalmamışsa ya da geri kalan avans satış giderlerini karşılamayacak tutarda ise İcra müdürünün bu eksikliği her zaman tamamlatması mümkündür. Haciz düşmeyecektir.

T.C. YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ E. 2008/4598 K. 2008/5941 T. 29.5.2008 KARAR : Davacı vekili, dava dışı borçluya ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde müvekkiline pay ayrılmadığını, oysa yasal süre içinde usulüne uygun biçimde satış istemeleri nedeniyle hacizlerinin düşmediğini ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İcra mahkemesince yapılan yargılamaya ve toplanan delillere göre davacı dosyasından bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerine 26.08.2004 günü haciz konulduğu, iki yıllık satış isteme süresinin 26.08.2006 tarihinde dolduğu, bu tarihe kadar taşınmazın kıymet takdiri yaptırıldıktan sonra eksik avansın alacaklı yan tarafından yatırılması ve yeniden açıkça satış talebinde bulunulması gerekirken, bu gereklerin yerine getirilmediği, haczin düşmesinden sonra eksik avansın tamamlanması talebinin yasaya uygun bulunmadığı ve sıra cetveline itiraz davasından sonra yapılan şikayetin sonucu değiştirm...

Tahsil Harcına İlişkin Şikayetin kamu düzenine ilişkin olduğu (İİK Md. 16/1 uyarınca 7 günlük hak düşürücü süreye tabi olmayacağı) - Tahsil harcının bankaya ödenecek tutar içinden alınamayacağı

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU 26.12.2012 T. 2012/12-558 ESAS, 1359 KARAR Şikayet kanun yoluna başvuru nedeniyle yapılan yargılama sonunda; İstanbul 5.İcra Hukuk Mahkemesince şikayetin reddine dair verilen 18.12.2009 gün ve 2009/4181 E., 2009/3265 K. sayılı kararın incelenmesi şikayetçi vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 10.06.2010 gün ve 2010/7037 E., 2010/14548 K. sayılı ilamı ile; (...Alacaklı vekilinin tahsil harcına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde: 06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 04.06.2008 tarih ve 5766 sayılı Kanunun 11/ç maddesiyle, 492 sayılı Harçlar Kanununun 123/son maddesi yeniden düzenlenmiş ve son fıkrada yer alan "harca tabi tutulmaz" ibaresi, "bu Kanun'da yazılı harçlardan müstesnadır" şeklinde değiştirilmiştir. İstisna ve muafiyet kavramları vergi hukukunda ayrı ayrı düzenlenmiş olup; istisna bir işleme, muafiyet ise şahsa ilişkindir. Maddede açıkça müstesna ifadesi kullanılmış olması karşısında,...