Ana içeriğe atla

Hayat Sigortası 2

T.C. YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ E. 2019/112 K. 2020/5320 T. 8.10.2020 Davacı vekili; müvekkilinin murisi ... murisin cinnet geçirerek intihar ettiğini, murisin mirasçılarından altısının ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 10.09.2012 tarih 191 E., 231 K. sayılı kararı ile mirası reddettiklerini, müvekkili dışında mirasçı olarak ... ve ... kaldığını, murisin ... A.Ş. .../... Şubesinden, 120 ay vadeli 65.000,00 TL bedelli konut kredisini 07.10.2010 tarihinde, 120 ay vadeli 2.500,00 TL bedelli tüketici kredisini 07.10.2010 tarihinde, 18 ay vadeli 5.425,45 TL bedelli tüketici kredisini 16.04.2012 tarihinde kullandığını, murisin konut kredisini kullanırken bankanın da yönlendirmesi ile davalı ile 22.10.2010 başlangıç, 22.10.2017 bitiş tarihli, 59.000,00 TL vefat teminatı bedelli “... A.Ş. Uzun Süreli Kredi Grup Hayat (Ort) Katılım Sertifikası”nı akdettiğini, murisin vefatından sonra davalının krediyi kullandıran ... A.Ş. ... Şubesine hitaben yazmış olduğu yazısında; “... 'nun intihara teşebbüs neticesi vefat ettiği TTK'nun emredici nitelikteki 1503/1 maddesi ve Hayat Sigortaları Genel Şartları'nın A.3-2 maddesi uyarınca ... A.Ş ve/veya müteveffanın kanuni varislerine şirketimizce herhangi bir hayat sigortası tazminatı ödenmesinin mümkün değildir....” diyerek tazminat ödenmesi talebini reddettiğini beyanla, fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL'nin vefat tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiş; mahkemenin 04.12.2014 tarihli ara kararı doğrultusunda davaya dayanak poliçenin 59.000,00 TL bedeli üzerinden eksik harcı 16.12.2014 tarihli makbuzla tamamlamıştır. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları değerlendirilerek, somut olayda sigortalının duygusal ilişki yaşadığı kadını silahla yaraladıktan sonra silahı kafasına dayayıp intihar ettiği, bu yönü ile sigortalının kapıldığı öfke sonucu ölüme yöneldiği ve intihar ettiği, müteveffa anlık bir öfke sonucu intihara yönelmiş ise de bu durumun yasada öngörülen akli melekelerde geçici ve sürekli bir rahatsızlığın varlığına işaret eden bir durum olmadığı, nitekim 06.11.2015 tarihli bilirkişi raporunda kanunda bahsedilen akli melekelerin yerinde olmaması halinin anlık bir hal olmadığı, kişinin bir akıl hastalığından muzdarip olması veya akıl sağlığının normal çalışmasını engelleyecek bir rahatsızlık sebebiyle tedaviye tabi olması şeklinde yorumlanması gerektiği, dosya kapsamında yer alan delillere göre tıbbi açıdan bu hal tespit edilemediği, somut olay mevcutken genel ibarelerden hareketle sonuca varılamayacağı, sigortalının intiharının TTK 1503/2 maddesi hükmüne göre akli melekelerindeki bir rahatsızlık sebebiyle gerçekleştiği kanıtlanamadığından davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekili tarafından süresi içerisinde istinaf yasa yoluna başvurulmuş, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesince, psikiyatrist ve sigortacı bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulundan rapor alınmış, bilirkişi raporunda özetle; murisin akli melekelerinde bozulmaya yol açabilecek demans (bunama), zeka geriliği, şizofreni gibi bir rahatsızlığa ait yeterli bilgi, bulgu ve kanıt tespit edilemediği, kişinin "akli melekelerindeki bir rahatsızlık sebebi ile" intihar ettiği kanaatine varılamadığı, ayrıca intiharı tasarlayıp yaparak riski kasıtlı olarak gerçekleştirdiğine dair bir kanaate de varılamadığı, 6102 Sayılı TTK'nın 1503. maddesi gereğince, davalı sigorta şirketinin tazmin yükümlülüğünün bulunmadığı tespit ve görüşü bildirilmiş, bu durumda ilk derece mahkemesince, iddia ve savunma, murisin ölüm şekli ve otopsi raporunda kan ve idrarında belirlenen maddeler dikkate alınarak, murisin tüm tedavi ve hastane evrakı getirtilip, psikiyatri uzmanı bilirkişinin de bulunduğu bilirkişi kurulundan rapor alınması gerekirken, eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulmasının doğru olmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında karar verilmesine, açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, dava dosyasının Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesine, Dairemiz karar örneğinin ise Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda dökümü yazılı 18,50 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına 08/10/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bakiye borç muhtırasına itiraz - İİK md 33/2 uyarınca süresiz şikayete tabi olduğu

YARGITAY 8. HD. 10.01.2018 T. E: 2015/15797, K: 177 Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. Borçlu vekili, Tekirdağ 1. İcra Dairesi’nin 2009/5875 Esas sayılı dosyasında 17/06/2014 tarihinde tarafına gönderilen muhtıranın adreste bulunamama nedeniyle tarafına ulaşmadığını, ödeme emrinde 142.420.59 TL ödenmeyen nafakanın bulunduğunun bildirildiğini, ancak kendisinin böyle bir borcu bulunmadığını belirterek takibin durdurularak borcun yeniden hesaplanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, davalı tarafın yapılan ödemelerin nafaka amaçlı olmadığını iddia ve ispat etmediği gerekçesi ile borçlunun takipten sonra yapmış olduğu ödemeler de hesaba katılmış, takibe dayanak ilamın gerekçe kısmında her üç nafaka alacaklısı için eşit nafaka taktir edildiği, daha doğrusu bu yöndeki protokolün tasdik ...

Eğer geriye avans kalmamışsa ya da geri kalan avans satış giderlerini karşılamayacak tutarda ise İcra müdürünün bu eksikliği her zaman tamamlatması mümkündür. Haciz düşmeyecektir.

T.C. YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ E. 2008/4598 K. 2008/5941 T. 29.5.2008 KARAR : Davacı vekili, dava dışı borçluya ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde müvekkiline pay ayrılmadığını, oysa yasal süre içinde usulüne uygun biçimde satış istemeleri nedeniyle hacizlerinin düşmediğini ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İcra mahkemesince yapılan yargılamaya ve toplanan delillere göre davacı dosyasından bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerine 26.08.2004 günü haciz konulduğu, iki yıllık satış isteme süresinin 26.08.2006 tarihinde dolduğu, bu tarihe kadar taşınmazın kıymet takdiri yaptırıldıktan sonra eksik avansın alacaklı yan tarafından yatırılması ve yeniden açıkça satış talebinde bulunulması gerekirken, bu gereklerin yerine getirilmediği, haczin düşmesinden sonra eksik avansın tamamlanması talebinin yasaya uygun bulunmadığı ve sıra cetveline itiraz davasından sonra yapılan şikayetin sonucu değiştirm...

Tahsil Harcına İlişkin Şikayetin kamu düzenine ilişkin olduğu (İİK Md. 16/1 uyarınca 7 günlük hak düşürücü süreye tabi olmayacağı) - Tahsil harcının bankaya ödenecek tutar içinden alınamayacağı

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU 26.12.2012 T. 2012/12-558 ESAS, 1359 KARAR Şikayet kanun yoluna başvuru nedeniyle yapılan yargılama sonunda; İstanbul 5.İcra Hukuk Mahkemesince şikayetin reddine dair verilen 18.12.2009 gün ve 2009/4181 E., 2009/3265 K. sayılı kararın incelenmesi şikayetçi vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 10.06.2010 gün ve 2010/7037 E., 2010/14548 K. sayılı ilamı ile; (...Alacaklı vekilinin tahsil harcına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde: 06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 04.06.2008 tarih ve 5766 sayılı Kanunun 11/ç maddesiyle, 492 sayılı Harçlar Kanununun 123/son maddesi yeniden düzenlenmiş ve son fıkrada yer alan "harca tabi tutulmaz" ibaresi, "bu Kanun'da yazılı harçlardan müstesnadır" şeklinde değiştirilmiştir. İstisna ve muafiyet kavramları vergi hukukunda ayrı ayrı düzenlenmiş olup; istisna bir işleme, muafiyet ise şahsa ilişkindir. Maddede açıkça müstesna ifadesi kullanılmış olması karşısında,...