Ana içeriğe atla

İstinaf isteminin kısmen bile kabulüne karar verilecek olsa dahi, şayet yeniden hüküm kurulacak ise, ilk derece mahkemesi kararının tamamen kaldırılması ve tüm hükümlerin yeniden kurulması gerektiğine karar verilmiştir.

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ 28.11.2019 T. E: 3223, K: 10677

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Vakfıkebir Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi hükmüne karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması sonunda Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince davalı vekilinin bir kısım istinaf isteminin esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, bu kez davacı vekili ile davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı Fatma ... vekili, dava dilekçesinde belirtilen taşınmaz üzerindeki bina, araç ve banka mevduat hesabı nedeniyle mal rejiminin tasfiyesi ile fazlaya ilişkin haklar saklı olmak üzere 20.000 TL katılma alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, harcını da yatırdığı 24.06.2016 havale tarihli dilekçesinde talep miktarını 83.356 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı Ali..., davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin davanın kabulü ile 83.356 TL’nin dava tarihi olan 25.07.2013’ten itibaren işleyecek yasal faizleriyle birlikte davalıdan tahsiline dair ilk kararı, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun kabulü ile esası incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, gerekçede belirtilen eksiklikler giderilerek yeniden yargılama yapılması için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin davanın kısmen kabulü ile 75.628,05 TL katılma alacağının dava tarihi 25.07.2013’ten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine dair ikinci kararı, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin yukarıda 2 ve 3. bentler kapsamı dışında kalan istinaf isteminin yukarıda 1. bentte gösterilen nedenlerle esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda 2 ve 3. bentlerde gösterilen nedenlerle kabulü ile kararın bütünüyle kaldırılmasına, yerine aşağıdaki hükmün oluşturulmasına “1-Davanın kısmen kabulü ile 69.628,05 TL katılma alacağının karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,” şeklinde karar verilmiştir. Davacı vekili ile davalı vekili Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı temyiz yoluna başvurmuştur.
1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekili ile davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davacı vekili ile davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından istinaf istemiyle önüne gelen dosya ve karar bir bütün olarak değerlendirilerek, HMK’nin 353/(1)-b maddesinde yer alan “b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak;1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine, 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, 3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir” düzenlemesi uyarınca, davanın hangi kısmı ile ilgili olursa olsun, istinaf isteminin kısmen bile kabulüne karar verilecek olsa dahi, şayet yeniden hüküm kurulacak ise, İlk Derece Mahkemesi kararının tamamen kaldırılması ve tüm hükümlerin yeniden kurulması gerekir. Aksi halde, aynı dosyada infazı kabil birden fazla kararın ortaya çıkması tehlikesine ve HMK’nin 297. ile 359. maddelerine aykırı olarak infazda tereddüte sebebiyet verilebilecektir. Keza, İlk Derece Mahkemesi kararı hakkında kısmen esastan ret, kısmen kabul verilip, sadece kabul olunan kısım yönünden kararın kaldırıldığı hallerde, böyle bir kararın bozulması durumunda bozma sonrası davaya bakacak mahkeme konusunda da belirsizlik ortaya çıkabilecektir.
Bu nedenle, somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince, HMK’nin 353/(1)-b.1 ve aynı Kanun’un 353/(1)-b.2 maddelerine dayanılarak davalı vekilinin istinaf başvurusunun dava konusu araç ve hükmedilen alacağa işletilen faizin başlangıç tarihi yönünden kabul edilerek karar düzeltilip yeniden hüküm kurulurken, davalı vekilinin bu hususlar dışında kalan istinaf isteminin esastan reddine şeklinde hüküm kurulması doğru olmadığından, hükmün bu nedenle bozulması gerekmektedir.
Bundan ayrı, Bölge Adliye Mahkemesince yeniden kurulan hükümde hükmedilen alacağa işletilen faizin başlangıç tarihi yönünden karar tarihinden itibaren ifadesi kullanılmışsa da, infazda tereddüt yaratacak şekilde karar tarihinin belirtilmemiş olması da doğru değildir. Ne var ki bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
SONUÇ: Davacı vekili ile davalı vekilinin temyiz itirazları yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile temyiz edilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının 1. bendinin tamamen, 2. bendinin ise ilk fıkrasının hükümden çıkartılmasına, yerine 1. bent olarak “Davalı vekilinin istinaf itirazları dava konusu araç ve faiz başlangıç tarihi yönünden yerinde görüldüğünden kısmen kabulü ile 6100 sayılı HMK’nin 353/(1)-b.2 maddesi gereğince Vakfıkebir Asliye Hukuk (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesinin 10.09.2018 tarihli ve 2017/91 Esas, 2018/635 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA” cümlesinin yazılmasına, diğer bent numaralarının bu bentten sonra gelmek üzere teselsül ettirilmesine, Bölge Adliye Mahkemesince yeniden kurulan hükmün 1.bendindeki “karar” ibaresinin hüküm fıkrasından çıkarılmasına, yerine “karar tarihi olan 10.09.2018” ibaresinin yazılmasına, hükmün 6100 sayılı HMK'nin 370/2. maddesi gereğince düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, davacı vekili ile davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle reddine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine, karardan bir suretinin de İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 28.11.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bakiye borç muhtırasına itiraz - İİK md 33/2 uyarınca süresiz şikayete tabi olduğu

YARGITAY 8. HD. 10.01.2018 T. E: 2015/15797, K: 177 Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. Borçlu vekili, Tekirdağ 1. İcra Dairesi’nin 2009/5875 Esas sayılı dosyasında 17/06/2014 tarihinde tarafına gönderilen muhtıranın adreste bulunamama nedeniyle tarafına ulaşmadığını, ödeme emrinde 142.420.59 TL ödenmeyen nafakanın bulunduğunun bildirildiğini, ancak kendisinin böyle bir borcu bulunmadığını belirterek takibin durdurularak borcun yeniden hesaplanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, davalı tarafın yapılan ödemelerin nafaka amaçlı olmadığını iddia ve ispat etmediği gerekçesi ile borçlunun takipten sonra yapmış olduğu ödemeler de hesaba katılmış, takibe dayanak ilamın gerekçe kısmında her üç nafaka alacaklısı için eşit nafaka taktir edildiği, daha doğrusu bu yöndeki protokolün tasdik ...

Eğer geriye avans kalmamışsa ya da geri kalan avans satış giderlerini karşılamayacak tutarda ise İcra müdürünün bu eksikliği her zaman tamamlatması mümkündür. Haciz düşmeyecektir.

T.C. YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ E. 2008/4598 K. 2008/5941 T. 29.5.2008 KARAR : Davacı vekili, dava dışı borçluya ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde müvekkiline pay ayrılmadığını, oysa yasal süre içinde usulüne uygun biçimde satış istemeleri nedeniyle hacizlerinin düşmediğini ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İcra mahkemesince yapılan yargılamaya ve toplanan delillere göre davacı dosyasından bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerine 26.08.2004 günü haciz konulduğu, iki yıllık satış isteme süresinin 26.08.2006 tarihinde dolduğu, bu tarihe kadar taşınmazın kıymet takdiri yaptırıldıktan sonra eksik avansın alacaklı yan tarafından yatırılması ve yeniden açıkça satış talebinde bulunulması gerekirken, bu gereklerin yerine getirilmediği, haczin düşmesinden sonra eksik avansın tamamlanması talebinin yasaya uygun bulunmadığı ve sıra cetveline itiraz davasından sonra yapılan şikayetin sonucu değiştirm...

Tahsil Harcına İlişkin Şikayetin kamu düzenine ilişkin olduğu (İİK Md. 16/1 uyarınca 7 günlük hak düşürücü süreye tabi olmayacağı) - Tahsil harcının bankaya ödenecek tutar içinden alınamayacağı

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU 26.12.2012 T. 2012/12-558 ESAS, 1359 KARAR Şikayet kanun yoluna başvuru nedeniyle yapılan yargılama sonunda; İstanbul 5.İcra Hukuk Mahkemesince şikayetin reddine dair verilen 18.12.2009 gün ve 2009/4181 E., 2009/3265 K. sayılı kararın incelenmesi şikayetçi vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 10.06.2010 gün ve 2010/7037 E., 2010/14548 K. sayılı ilamı ile; (...Alacaklı vekilinin tahsil harcına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde: 06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 04.06.2008 tarih ve 5766 sayılı Kanunun 11/ç maddesiyle, 492 sayılı Harçlar Kanununun 123/son maddesi yeniden düzenlenmiş ve son fıkrada yer alan "harca tabi tutulmaz" ibaresi, "bu Kanun'da yazılı harçlardan müstesnadır" şeklinde değiştirilmiştir. İstisna ve muafiyet kavramları vergi hukukunda ayrı ayrı düzenlenmiş olup; istisna bir işleme, muafiyet ise şahsa ilişkindir. Maddede açıkça müstesna ifadesi kullanılmış olması karşısında,...